Snapchattiremediklerimizden Misiniz?

YOKSA SİZ HALA SNAPCHATTİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?

Facebook ilk hayatımızda girdiğinde her şey ne kadar da güzeldi… Hepimiz başımıza geleceklerden habersiz neşe içinde fotoğraflarımızı paylaşıyorduk. Birbirimize iyi dileklerimizi sunuyor, eşimizle dostumuzla hasret gideriyor, kendi çapımızda sosyalleşiyorduk. Gün oldu devran döndü, işin rengi değişti. İlkokul öğretmenimiz Hamiyet Hoca, fondip yaparken çekilmiş fotoğrafımızın altına atarlı giderli yorum yazınca mahcup olduk. Lisedeyken hoşlandığımız çocuğu baştan çıkartan o nemrut Melis kilo aldığımızı ima eden yorum yazınca çileden çıktık, her gün aynı iş ortamında yüz yüze baktığımız yobaz Hamdullah nefret ettiğimiz partiye oy atarken fotoğrafını paylaşınca ona bilendik, şuh bir fotomuzu paylaşırken annemizin eltisinin görümcesinin kayınçosu ayıplar mı acaba diye tereddüt ettik. Dünyaları yesede kilo almayan komşumuzun kızı Arzu her dakka tatil fotolarını paylaşınca kıskançlıktan geberdik. Bütün bunlar yetmezmiş gibi işin içine siyaset kokan paylaşımlar girdi kayıtsız kalamadık, reklam paylaşımları girdi bunaldık, ‘Bu fotoyu layklamazsan evine yıldırım düşer, paylaşmazsan sevgilinden ayrılırsın’, ‘Bu yaralı bebeğe allah rızası için bir layk iki yorum’ paylaşımlarından sömürüldük… Derken derken… Facebook’un b*kunu çıkarttık!

 Tam bu sırada imdadımıza ‘İnstagram’ yetişti. Oh be dünya varmış dedik. Sosyal medya hayatımızda tertemiz bir sayfa açtık. Bu sefer hatalarımızdan ders almıştık. Sevmediklerimizi, konuyu komşuyu, uzak akrabaları eklemedik… Zaten başından beri facebook’a kanımız ısınmamıştı, ‘instagram’ tam bizlikti. Dinamik, akışkan… Önce bir bocaladık… Ne paylaşsak ne paylaşmasak… Şöyle bi çevreye göz gezdirdik, hımmm…artık Pazar günü yediğimiz sucuklu yumurtayı, diz yapmış eşofmanımızla evde pineklerken çekilmiş fotomuzu koymasak iyi olacak gibiydi… Daha özenli olmalıydık. Sonuçta İnstagram yan gelip yatma yeri değildi. Kasmaya başladık yavaştan yavaştan ama olsundu yeni hesabımızla mutluyduk. Paylaştıkça paylaştık… Fakat o da ne! Daha iki hafta önce hesap açmış Selin’in 3k takipçisi varken aylardır uğraşıp didindiğimiz, özene bezene fotoğraflar paylaştığımız, altına en dokunaklı şiirler yardırdığımız hesabımızın sadece 300 takipçisi olmamalıydı. O kıçı kırık Pelin’in öpücüklü selfisine 800 beğeni gelirken, bizim karaköyün en popüler kafesinde kahve içip kitap okurken çektirdiğimiz entelektüel fotoğrafımızın altında 80 beğeni olmamalıydı…. Yo yo yooo dostum! Bu işte bir bit yeniği vardı. Gel zaman git zaman, takipçiler satın alındı, layklar yükseltildi, takibe takip yapıldı, uzun mesailer harcandı, profiller revize edildi.  Uygun aplikasyonlarla ciltler daha pürüzsüz, beller daha ince gözler daha bi ışıl ışıl hale getirildi. Fakat bitti mi...bitmedi...çilemiz henüz dolmamıştı.

Ardından hayatımıza bloggerlar girdi… Garip giyiniyorlardı bir çoğu, hatta bazılarının gardırobu temizliğe gelen Hatçe ablanın gardırobundan farksızdı ama işte kafaya bi şapka ayağa da eskitme bi bot giyince cool duruyordu her nasılsa… Tam bu sokak modasına alışmaya başladık derken hayatımıza yaz kış göbeği açık giyinen dümdüz karınlı kızlar girdi… Şınavdı mekikdi kotarırız biz bu işi derken, squat poposu da nerden çıktı şimdi. Otur kalk, otur kalk… O kadar da zor değil isteyince yapılır ya… Derken… Konturing makyaj furyası başladı, highlighterlar, kaş boyama kitleri geldi peşi sıra. Gratislerde indirim kovalamaya başladık. Bu ‘beauty blender ‘ olmadan nasıl yaşamışız bunca yıl diye hayıflandık. Telefonlar elimize yapıştı zamanla. Eski sevgilimizin yeni sevgilisini stalklamadan uyuyamıyorduk, DM’lere kayıtsız kalamıyorduk, şarjımız bitene kadar instagramda dolanmaktan geceleri uyuyamıyor sabah işe yetişemiyorduk… Yorulduk… Durulduk… Artık günde üj bej paylaşım yapamıyorduk. Çünkü hiçbir fotomuzu ig’de paylaşmak için yeterince iyi bulmamaya başlamıştık. Kiminde belimiz kalın, kiminde burnumuz büyük çıkmıştı. Yazlıkta çekildiğimiz fotoğrafı da koyamazdık ki herkes, Alaçatı’da Bodrum’da fink atarken. Tüketmiştik sanki bu mecrayı, posasını çıkarmıştık. Artık hiçbir şey samimi gelmiyordu. Bir fotoya baktığımızda ‘ah çok güzel’ demek yerine acaba hangi filtre kullanılmış, acaba hangi aplikasyon ya da neresinde photoshop kullanılmış diye kafa yoruyorduk.

TEŞEKKÜRLER SNAPCHAT… TEŞEKKÜRLER…

Gel zaman git zaman… Bir fısıltı dolaşmaya başladı ortalıkta. ‘Snapchat’…. Nassı ya, anlık paylaşım mı… Nassı ya ertesi gün her şey silinmiş mi oluyor… Nasssssııı yani kimsenin laykları, takipçileri görünmüyor mu… Oh be sonunda!!!... İşte tam aradığımız sosyal medya kanalı… Artık her şey çok güzel olucaktı belli ki...

Ben de eksik kalmadım hemen açtım profilimi… Hunharca paylaşıyorum yediğimi, içtiğimi, gezdiğimi, gördüğümü, aldığımı… Yeni güncellemeler gelmeden, Snapchat’in de b*ku çıkmadan yardırıyorum resmen… Ooooh sefam olsun. Nasıl olsa ertesi sabah uyandığımda her şey silinmiş olacak, ne paylaştığımı altına ne yorum yazıldığını bile hatırlamak zorunda kalmayacağım. Her gün yepyeni bir profille takipçilerimin huzurunda olacağım ve ben her sabah yeniden Snapchat’e, bana kalbi kadar temiz bu bembeyaz sayfayı ayırdığı için teşekkür edeceğim. Sizce de insanlık tarihinin en güzel buluşlarından biri olmaya aday değil mi bu Snapchat…

Teşekkürler Snapcaht… Teşekkürler…. Teşekkürler… Beni sizler var ettiniz… Çiçekleri odama alayım…Çok mersiiiii… Teşekkürler….

 

                                PS: takibe takip… snapchat: modern.yasam

                                     Norma JANE


google - site - verification: google6a64f2bf44ffd5fb.html