Rodos Adası /Rhodes

                RODOS / RHODES

                Rodos adası, Ege Denizinde bulunan On İki Adalar'ın en büyüğü ve aynı zamanda On İki Adalar'ın da merkezi. Rivayete göre mitolojik tanrılar Rodos adasını güneş tanrısı Helen için yaratmışlar.

                Rodos deyince akla 'Şovalyeler' geliyor. Adanın her yerinde St. John Şovalyeleri'nin izleri var.Rodos Şehri, 'Eski Şehir' ve 'Yeni Şehir' olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tabii ki siz 'Eski Şehir/ Old Town' ı gezmeyi tercih etmelisiniz. Eski şehir, 6 kapısı olan bir kalenin içine kurulmuş. Daracık taş sokakları, yahudiler meydanı, şirin kafeler, turistik eşya dükkanları bir hayli sevimli.

                14. ve 15. yy.'da St John Şovalyeleri yani Rodos/ Malta şaovalyeleri adada etkin rol oynamış. Yüksek surlarla çevrili Eski Kent büyük oranda bu şovalyeler tarafından inşaa edilmiş ve günümüzde UNESCO Dünya Mirası listesinde.

                Rodos Adası tarih boyunca bir çok savaşlara, kuşatmalara sahne olmuş, güçlü hükümdarların hep elde etmek istediği bir ada. Sırasıyla Romalılar, St. John Şovalyeleri, Osmanlılar ve İtalyanlar adada bir çok izler bırakmışlar. Günümüzde hala adada bir türk azınlık topluluk da yaşamakta. Rodos, 1522'de Kanuni Sultan Süleyman tarafından işgal edilm,iş ve dile kolay, 400 yıl gibi uzun bir süre Osmanlı hakimiyetinde kalmış. Bu süre içinde adada bir çok cami, medrese, mektep ve yol yapılmış. Günümüzde hala var olan 11 camiiden sadece Kanuni Sultan Süleyman Cani ve  İbrahim Paşa Cami faal. Orada yaşayan müslüman halk tarafından kullanılmakta.

                ŞOVALYELER SOKAĞI: Bu sokakları mistik bir ortaçağ havası soluyarak dolaştım sanki. Peki Rodos Adası'nda hala sürekli adları anılan şovalyeler de neyin nesi? Efendim duyduklarıma ve okuduklarıma göre, bu şovalyeler 11. yy'da  Kudüs'te kurulmuş bir tarikate bağlılarmış aslında. İlk  etapta hasta şovalyelere yardım etmek amacıyla kurulmuş bu tarikat. Sonrasında her tarikatte olduğu gibi işi siyasete dökmüş ve örgütlenmişler. 12. yy.'da bu şovalyeler Rodos'u ele geçirmişler. Ipotton yani Şovalyeler Sokağındaki binalar aslında bir çok farklı ülkeden gelen şovalyelerin barındığı bir yer. Söylentiye göre buradaki, bütün binalar birbirine gizli geçitlerle bağlıymış. Şovalyeler çok uzun yıllar adayı cesurca koruyup kollamışlar ve burada örgütlenmişler. Günümüzde hala bu sokağı gezerken binaların üstünde şovalyelerin ülkelerini temsil eden amblemleri görebilirsiniz.

                Sokağın sonunda 'Büyük Üstat Sarayı' yani ' Palace of the Grand Masters' yer almakta. Gerçekten görülesi, gezilesi bir saray. Yunan mitolojisine ait eserlerle dolu ve uzun süre şovalyelerin meclisi gibi kullanılmış.

                LİNDOS / AKROPOLİS BÖLGESİ: Rodos'ta beni en çok etkileyen yer burasıydı diyebilirim. Lindos bölgesini görmeden kendinizi Rodos'u gezmiş sayamazsınız. Burası adanın güneydoğusunda bulunuyor ve Rodos merkez'den sonra adanın en önemli yerleşim merkezi. Lindos'a Rodos Merkez'deki Mandraki limanından kalkan araçlar var.  Bir kaç kişi birleşip taksi de kiralayabilirsiniz fakat mutlaka fiyat konusunda mutlaka pazarlığınızı yapın. Lindos'a vardıktan sonra geldiğiniz araçtan inip 'tabanvay'la devam edeceksiniz. Çünkü gidilecek gezilecek yerlerin çoğu araç trafiğine kapalı. Ona göre ayakkabılarınız çok rahat olsun. Flip flop terlik hiç önermem yüzyıllar içinde aşınmış, kayganlaşmış taş mozaik merdivenleri tırmanırken bir hayli zorlanabilirsiniz. Yürüyüş ayakkabısı, sneakers tarzı şeyler candır!

                Köyün en tepesinde akropolis var ve Akropolis'in en tepesinde de Athena Tapınağı var. Kesinlikle görülmeye değer. Hele de fotograf çekmeyi seviyorsanız. Eşeklerle tırmanabilirsiniz fakat yapmayın. Yazık günah hayvanlara. Koca koca adamlar biniyor, hayvanlar o sıcakta o dimdik yokuşu tırmanıyor. İki fotograf çektireceğim diye bu eziyet yapılmaz hayvanlara. Eliniz ayağınız tuttuğuna göre bir zahmet yürüyüverin canım. Hiç değilse üç beş kalori yakarsınız! Hoş gerçi Athena Tapınağına çıkıp indikten sonra ertesi gün bütün bacaklarım hamlamıştı benim ama...Olsun... O muhteşem manzaraya değer!

                MANDRAKİ LİMANI: Bu liman önemli çünkü dünyanın yedi harikasından biri olan Rodos Heykeli (Kolossos) burada bulunuyordu.  'Bulunuyordu' diyorum çünkü artık bulunmuyor. Yıkılmış gitmiş. Yerinde yeller esmiyor ama merak etmeyin. Yerinde iki tane geyik duruyor (Ne alakaysa). Geyiklerden birinin adı: 'Elefos' diğerinin adı ise ' 'Elafina'

                Bu görkemli heykel M.Ö 282' de Güneş Tanrısı Helios'u simgelemek için yapılmış. Yapımı 1 yıl sürmüş. Tam 32 metre boyunda ve tunçtan yapılmış heykelin dünyanın 7 Harikasından birisi olmasına şaşırmamak lazım. Yaklaşık 50 - 60 yıl ayakta kalabilmiş bu heykel sonra bir depremde yıkılmış. Ayrıca unutmadan söyliyeyim; New York'taki 'Özgürlük Heykeli'ni Fransız heykeltıraş Frederic Auguste Batholdi 'Kolossos' yani Rodos Heykelinden esinlenerek yapmış.

                PLAJLAR: Öyle Mykonos'taki gibi cıngıfırlı plajlar beklemeyin fakat yine de çok güzel. Lindos ve Kalithea plajları oldukça güzel ve hareketli. Faliraki ise uzun kum bir plaj.

                Lindos'ta adanın en popüler beach'lerinden olan St. Paul veya Agathi'yi tercih edebilirsiniz.

                Rodos adası kısaca böyle. Ben çok sevdim orayı ve kesinlikle tekrar gitmek isterim. Hem burnumuzun dibi....

                Gitmek, görmek, gezmek lazım...


google - site - verification: google6a64f2bf44ffd5fb.html