Blogger Klişeleri Top 10

İNSTABLOGGER KLİŞELERİ TOP TEN

Blogger mısınız? Blogger olmak mı istiyorsunuz? Bloggerımsı mısınız? İnstabloggerlaştıramadıklarımızdan mısınız? Sıradaki yazımız tam size göre...

Bir blog yapayım içine gratisten aldığım iki ruju, kadıköy pazarından aldığım bir penye elbiseyi atayım. Bi de instagram profili açayım, pazar kahvaltısında yediğim sucuklu yumurtayı paylaşayım, iki öpücüklü selfie atayım... Yo yoo yooo dostum! Bu işler öyle kolay değil. İnsanlar bu işe vakit harcıyor, nakit harcıyor. Öyle kafana göre takılamazsın bu alemde. İg mafyası diye bi şey duymadın mı sen ya?! İşin bir raconu var. Valla iki dakkada sanal aleme maymun ederler adamı maazallah.

Panik yapmanıza hiç gerek yok, neyse ki Norma JANE var!.. Bir blogger'ın en önemli silahı olan instagram profili nasıl olmalıdır, olmazsa olmazları nelerdir? Sizler için araştırdım, yemedim içmedim oturdum sizler için yazdım.

1- KARŞIDAN KARŞIYA GEÇME SANATI

Bir moda bloggerının, insta profilinde mutlaka ve mutlaka şık bir giysiyle karşıdan karşıya geçerken çekilmiş fotografları olmalıdır. Yalnız burada ince bir detayın altını çizmek isterim. Karşıdan karşıya öyle hımbıl gibi geçerseniz olmaz! Elinizde pahalı bir çanta, ayağınızda da en az 20 pontluk topuklu ayakkabılar olmalı ve bacaklarınızı en az 2 metre açmak suretiyle seri adımlarla, kendinden emin bir şekilde yürümeniz lazım. Bakınız Türkiye'nin ve dünyanın önde gelen bloggerları bu klişeyi nasıl hayata geçirmiş:

 

2- KAHVE FOTOSU ÇEKME ZANAATI

 İyi bir blogger aynı zamanda iyi bir kahve içicisi ve fotograflayıcısı olmak zorundadır. Koyayım kahvemi balkon masasına, yanına da bi küçük bardak su, bi de lokum...Hıh! oldu... Çeki çekiverip atı atıvereyim instagrama....Oooldu canım! Ya yıl olmuş 2016... Oldu mu sence bi bi daha düşün derim ben sana.  Yardımcı olmak adına, naçizane üj bej foto koydum, çekinmeyin buyrun inceleyin, feyz alın.

 

3- YATAKTA KAHVALTI VE/ VEYA KAHVE KEYFİ

Kahvaltı fotoları, iyi bir bloggerın namusu gibidir. Her şeyden ödün verir ama kahvaltısından asla! Kahvaltı dediysem öyle aklınıza sucuklu yumura, pide, camış kaymağı falan gelmesin. Zira bir blogger'ın temel besin kaynağı; orman meyveleri, kruvasan (ki bunu hala 'kuru hasan' diye okuyanlarınız var...lütfen... istirham edeyim...) , taze sıkılmış portakal suyu ve filtre kahvedir. Gerçek bir bloggerın insta profilini incelediğinizde onun her hafta sonu kahvaltısını yatakta, kalın çerçeveli gözlüklerini takıp, yabancı gazetesine göz gezdirirken yaptığına kanaat getirebilirsiniz. Muhtemelen çekim bittikten sonra polar pijamalarını çekip, aç karnına kahve midemi yaktı bahanesiyle somun ekmeğin arasına peynir depiştirip yiyecek de olsa bunlar sosyal medyaya asla yansımayacak kareler olarak kalacak ve bilinç altımızda bu bloggerımız her hafta sonu sevgilisinin beyaz gömleğiyle yatakta kahvaltı yapan olağanüstü kadın olarak kalacaktır.

 

4- GRAFFİTİ KUYRUĞU

 Sevgili blogger adayları ; unutmayalım ki bir blogger'ın profilini renklendiren ve güzelleştiren şey grafittilerdir. Gerçek bir bloggerın profilinde en az bir düzine grafittiler önünde çekilmiş fotograf bulabilirsiniz. Malum Türkiye'de sokak sanatına yurt dışındaki kadar önem verilmiyor. Neyse ki Türkiye'nin grafitti açığını kapatmada Karaköy sokakları önemli bir rol oynuyor. Hatta bazı grafitiler önünde fotograf çektirmek için bilet kesildiğini ve kuyruğa girildiğini duydum ama emin de değilim. Şehir efsanesi de olabilir. Bizim halk bayılır abartmaya!

 

5-  ÇİÇEKLER VE AYAKKABI UCU

Günümüzde henüz yazılı bir bloggerlık tüzüğü olmasa da; kulaktan kulağa, profilden profile yayılmış, kemiklekmiş öyle klişeler vardır ki, bunun dışına çıkmak allah muhafaza bloggerlıktan afaroz edilmenizle bile sonuçlanabilir. Bu klişelerin başını çekenlerden biri de; çiçekçinin önünde ayakların fotosunu çekmektir. Her ünlü blogger en geç üç günde bir böyle bir foto koyarak, bloggerlığın vermiş olduğu bazı sorumlulukları yerine getirmiş olur. Burada çiçeklerin taze, ayakkabıların selektif bir marka olması gerekliliğini hatırlatmama gerek yok sanırım.

 

6- 'MARTI-SİMİT-ÇAY' KUTSAL  ÜÇLÜSÜ

İflah olmaz bir bloggersanız ve İstanbul'da yaşıyorsanız. İnstagram profilinizi, size sonsuz kombinasyonlar sunan 'martı-simit-çay' kutsal üçlemesiyle zenginleştirebilirsiniz. Martı - simit , çay -simit, çay - martı, martı-simit -çay...  Bu fotograflarınıza fonda galata kulesi, kız kulesi, haydarpaşa garı falan da eşlik ederse ohooo tadından yenmez. Binlerce kombinasyon yapabilirsiniz. Hatta hızınızı alamayıp, yaratıcılığınızın sınırlarını zorlayıp; bir martıyı, elinizden simit kaparken slow motion çekerseniz of off tadından yenmez. Hadi gene iyisiniz 10k takipçi cepte! Bakın bu kıyağımı da unutmayın...

 

7- İNSTA ÇEDİLER

Unutmayalım ki her blogger aynı zamanda bir kedi severdir. Yani öyle kedilerden korkuyorsanız, kedi fobiniz varsa blogger locasından dışlanmanız işten bile değildir. Bir amatör fotografçı için 'sümüklü çocuk portresi' ne demekse, bir blogger için de kedi fotosu o demektir. Düzenli periyotlarla evdeki kedinin fotosu çekilir  (evde kedi yoksa sokakta kovalanır), güzelcene filtrelenir, altına 'ayy ben bu minnoşu yerim!', 'ne de güzel çedi, pek de güzel çedi' gibi yorumlar yazılır ve sanal alemin beğenisine sunulur. Afiyet olsun...


 

8- Bİ ŞEYİ, Bİ ŞEYE DOĞRU TUTMAK

Başlık yeterince açık olmadı farkındayım fakat bu maddeyi aşağıdaki fotoları incelemek suretiyle daha kolay anlayabilirsiniz. Aslında bir blogger adayı, bir sosyal medya sevdalısı olarak bu madde sizin insta profilinizin can simididir. İnstagrama koyacak foto bulmakta zorlandığınızda yapacağınız şey çok basit. Bir obje veya bir yiyecek alacaksınız, onu güzel bir manzaraya doğru tutup fotografını çekeceksiniz. Buradaki püf nokta; tuttuğunuz şeyin netlemeniz, arkadaki manzaranın ise flu olmasıdır. Artık ne tutacağınız yaratıcılığınıza kalmış.

 

9- RENKLİ TAYT- STARBAKS KAHFESİ- KESİK UÇLU ELDİVEN

Bloggerlık yoluna baş koyduysanız şayet, kayıtsız şartsız yapacağınız ilk şeyin plates salonuna yazılmak ardından  bol miktarda renkli tayt ve kesik uçlu eldiven almak olacağını söylememe gerek yok sanırım. Kar, kış, kıyamet demeden o renkli taytlar giyilecek, starbucks'tan bi kahve kapılacak, (İlla stuarbucks olmak zorunda değil, artık yoklukta neresi denk gelirse... yeter ki kağıt bardakta olsun) ve ardından hemen bir selfie çekilecek. Burada püf noktalar; bardakta yazan adınızın görülmesi ( adınızın yanına gülen surat falan yaptıysa kahveci çocuk, daha bir anlam kazanır foto), tırnaklarınızın ojeli, parmaklarınızın bol yüssüklü olası, yüzünüzün asla ve asla görünmemesi. Tabi... Boyundan aşağınızı çekmeniz lazım. Çünkü spor öncesi selfie yapanın yüzünü görmek uğursuzlukmuş. Öyle diyolar... Ay kesin bu da şehir efsanesidir. Bilmez misiniz bizim halk abartmaya bayılır!

 

 

10- BİLETİNİZİ GÖRELİM

En iyi blogger çok seyahat edendir demiş bir sanal alem atamız.  Sık sık seyahat etmeniz (yurt dışı tercih sebebidir), gittiğiniz yerleri paylaşmanız lazım. Ammaaa... Burada belgelere ihtiyaç var!... Dün maldivlerdeydim, bugün kutuplardayım bilmem ne yemezler, biletinin resmini çekip belgelemen ve sanal dünyanın onayına sunman lazım. Yoksa biz nerden bilelim senin kendini eiffel kulesinin önüne fotoşoplayıp fotoşoplamadığını hı? Nerden bilelim? Ortam kötü, her gün neler neler duyuyoruz evlerden ırak.Hava limanında mutlaka; biletimizin, pasaportumuzun ve yanı sıra lattemizin fotograflanması, alnımız açık başımız dik tatilimize çıkmamızın birinci şartıdır. Ondan sonra gelsin fotolar, gitsin layklar! Ohoo üç günlük tatilden üç aylık foto çıkar!


google - site - verification: google6a64f2bf44ffd5fb.html