Bir Varmış Bir Yokmuş...

Bir varmış bir yokmuş...

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir Zelalcik varmış... Çarşı pazar gezmeyi çok severmiş, her fırsatta kendini sokağa atar ne kadar sapa yol varsa girer çıkar gittiği yerleri didik didik eder, b*ka püsüre para harcarmış. Yine bir gün ara yollarda dolanıp dururken bir kumaşçı görmüş, hemen içeri dalmış... Zelalciğin kumaşlara zaafı varmış. Kumaşlar ona çocukluğunu hatırlatırmış. Çünkü anneannesi çok iyi bir terziymiş. Annesi her bayramda, seyranda, düğünde, temsilde, kız kardeşleriyle birlikte Zelalciği şehrin en kaliteli kumaşçısına götürürmüş. Kumaşlar alınır, neler dikileceğine karar verilir sonra doğruca anneannenin evinin yolu tutulurmuş... Zelalcik daha o yaşlarda elbise tutkunuymuş, pantolondan nefret edermiş. Hep böyle uçuş uçuş elbiseler dikilsin istermiş. Bi de elbiseler şortlar hep kısa olsun istermiş. Sevmezmiş öyle sıkıcı, ayaklarına dolanan şeyleri... İşte bu yüzden, artık sayıları gün geçtikçe azalan kumaş dükkanına girdiğinde tavana kadar dizilmiş rengarenk, top top kumaşlar başını döndürmüş. Hepsini açmak ...Hepsine dokunmak...Şifon kumaşları pelerin gibi boynuna bağlayıp dükkanın içinde koşmak, kumaşın arkasından dalgalanışını izlemek istiyormuş ama salon kadını çizgisinden ödün veremeyeceğini pekala biliyormuş.

 Sonra... balonlu bir kumaş çekmiş dikkatini. Aşık olmuş kumaşa. Hemen oracıkta hayallere dalmış. Kendini bu balonlu kumaştan yapılmış uçuş uçuş bir elbiseyle hayal etmiş... Hayalinde Kapadokya'da gün doğumunu izliyormuş ve gökyüzünde de tıpkı elbisesindekiler gibi rengarenk balonlar varmış...

Sonra...Pazen bir kumaşa dokunmuş. Birden zaman makinesine binmiş gibi çocukluğuna ışınlanmış. Pazen demek, çocukluğunun kışında, anneannenin diktiği pijama demekmiş... Aslında o çocukken, pijamayı da sevmezmiş. 'anneanneee...bana pijama değil gecelik dik.' diye yalvarırmış.  Anneannesi de kızarmış. 'Ne bilicin sen bu yaşta geceliği, yatarken belin açılır hasta olun!' diye pijama dikermiş... Her neyse... Zelalcik bir an titremiş ve kendine gelmiş. Hemen kumaş satıcısına sormuş: 'metresi kaça beyyyfendi?' Adam: ' 4 lira bacım demiş', Zelalcik şaşırmış... euro mu? diye geçirmiş bir an aklından...yoksa adam 40 diyecekti de 4 mü dedi... Yok Ya adam ciddi. Bildiğin 4 adet türk lirası. Bir ki üç ve dört! Bir buçuk metreden bir elbise çıkıyor, yani altı türk lirası! Piyasada naylon kumaşlardan yapılmış esvaplara (türkçesi: outfit) yüzlerce lira ödediğini hatırlayınca şaşırmış. Çok iyi bilirmiş bu pazen kumaşın ne de sağlıklı olduğunu, ne de sıcacık tuttuğunu... Bir elbise hayal etmiş kafasında... Daha dikilmeden elbisenin adını da 'çıtırık' koymuş...

Yetinmemiş bir kaç parça daha kestirmiş ondan bundan... Terzi Osman bu sene Zelalciğe çalışacakmış anlaşılan...

İnsanın hayalinde bir şey tasarlayıp, onu gerçeğe dönüştürmesinden daha güzel bir şey olabilir mi... Peki; fabrikasyon, herkesin üstünde görebileceğiniz şeylerin yerine el emeği göz nuru, size özel şeyler giymek daha değerli değil mi?... Peki sizi bütün gün sarıp sarmalayan şeyin sentetik, naylon, gıcırdayan bir şey değil de yumuşacık, gerçek bir kumaş olduğunu hissetmek çok daha güzel değil mi?

                                                Sevgilerimle...

                                                Zelal MUA

PS: Pazen kumaşla dikilmiş elbiseyi ve balonlu kumaşla dikilmiş gömleği görmek isterseniz 'Stylish-styling' kategorisine tıklayınız. Bakalım beğenecek misiniz?

 


Diğer Yazılar


google - site - verification: google6a64f2bf44ffd5fb.html